Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz

Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

— Yunus Emre

İstikrar

Bir zamanlar bulunduğu sektörün önde gelen isimlerinden birinin, yaptığı başarılı çıkışların ardından sürekli kaybeden işler yaptığını ve pes etmek üzere olduğunu işittim. Spor müsabakalarında sık rastladığımız 2 – 0 öndeyken 2 – 3′e gelen maçların 4 – 3 bitebileceğini ve bu geriden gelip, galibiyet elde etmelerin sadece sporla kısıtlı olmadığını anlatmak için bir yazı yazma gereğini duydum..

Ego, öğrenmenin önündeki önemli engellerden biri. Kişi eğer ego kalkanlarını kendine siper edinmişse, değişen dünyanın yeni kurallarına adapte olması ve bazı klişelerin dışına çıkması imkansız olabiliyor..

Ne demiştik, geriye düştükten sonra maça ortak olmak mümkün. Bunun için öncelikle silkelenmek ve zorlu bir yola başlayacak iradeye sahip olmak gerekiyor. Kararlılık bu işin başlangıç noktası, istikrar ise hızlı bir vasıta.

İstikrar, sonuca hızlı ulaştırır.. Bu söylem hem başarısızlıkta hem başarıda geçerli aslında.. İstikrarlı bir biçimde hata yapan başarısızlığa, istikrarla doğruları yapan da başarıya ulaşır.

Yaşanılanlardan ders çıkartmak kadar, yaşanabilecekleri de öngörmek gerekiyor. Hedeflere ulaşmada yapılan planların önemi tartışılmaz. Bununla birlikte bu planları uygulamadaki istikrarımız kilit noktayı oluşturmakta. “Hiçbir şey istikrarla çalışmanın yerini tutamaz. Kabiliyet tutamaz; başarısız olan kabiliyetli insanlardan bol bir şey yoktur.. Deha tutamaz; hakettiğini bulamayan dehalar neredeyse her yerde karşımıza çıkar.. Eğitim tutamaz; dünya kayıpları oynayan eğitimli insanlarla dolu.. İstikrar ve kararlılık tek başlarına her şeye karşı koymaya yeter. “Ha gayret, bastır” sloganı insanoğlunun problemlerini hep çözmüş ve çözecektir” - Calvin Coolidge

İstikrarla çalışmak için belli bir bilinç düzeyine ulaşmak gerekiyor. Uzun vadeli hedef ve gayelere ulaşmak için çıkılan yolda, alışkanlıkların tesiriyle yanlış patikalara girip hedeften sapma genel bir sorun haline geldi. Her ne yapıyorsak yapalım, ister öğrenci, ister profesyonel isterse de kendi işimizin sahibi olalım gelişim ve istikrar için hayatımızın odağına almamız gereken bir kavram var “sorumluluk”. Bu sorumluluk bazen sadece kendimizedir, bazen ailemize, bazen çevrenize ve bazen de içinde bulunduğumuz ekosisteme..

……

A ile B noktaları arasındaki yolda bir çok araç bulunuyor, yoldaki engelleri ve kısa yolları fark edecek bilgilere sahip olmak, hangi aracın en doğru araç olduğunu bulmak, yolculuğumuzda bize yardımı olacak kişilerle iletişime geçip etkin bir çevre edinmek bu yolun yolcularının kaderidir.. İstikrarlı ve kararlı olursak sonuca hızlı ulaşacağımız gibi başarılarımız da tekrarlı  olacaktır. Bir çok başarısız ilk girişimin ardından başarı yakalayan (Kevin Systrom ve arkadaşlarının başarısız Burbn girişiminden $1B‘lık Instagram’ı çıkarışları, Rovio’nun iflastan Angry Birds oyunu ile halka arza uzanan hikayesi yine Pandora’nın iflasın eşiğinden dönüp bugün $1,75B değerlemeye ulaşması vb..) girişimciler hiç bir zaman yılmamış, hedeflerinden sapmamış ve istikrarla ulaşmak istedikleri noktaya ilerlemişlerdir.

Antrenmanların her dakikasından nefret ediyordum. Fakat kendi kendime “Vazgeçme!” dedim. “Şimdi sıkıntı çek ve hayatının geri kalanını bir şampiyon olarak yaşa.”

- Muhammed Ali

Bütün başarılı kişiler hayatlarında çok fazla başarısızlıkla mücadele etmiş ve vazgeçmemişlerdir. Mücadele insanları güçlendirir, Serçeye musallat olan şahinin, serçenin uçuş yeteneklerini geliştirdiği gibi önünüze bir çok engel gibi görünen şey çıkacaktır. Eğer hedefe varmak istiyorsak bu engellere takılmadan, istikrarı sürdürerek kararlılıkla çalışmak, çalışmak ve çalışmak gerekiyor.

“Dehanın %1′i ilham, %99′u terdir.”

T. Edison

Kurumsal Duruş

Tecrübe, yadsınamaz bir başarı faktörüdür. Yaşadığımız zamanın geçmişle en önemli farklılığı ise ¨hız¨. Bu kadar hızlı ilerlemenin kaydedildiği günümüzde tecrübeye sahip alt kuşak (babalarımız, dedelerimiz) güncel araçlar söz konusu olduğunda üst kuşağın öğrencileri gibi kalıyor. Bu noktada yaşları 30 – 40 aralığında olan, 20′li yaşlarda internetle tanışmış bizim kuşağımıza (ara kuşak diyelim) çok önemli bir vazife düşüyor: ¨Geçmişin birikimini bu yepyeni mecraya taşımak.¨

Böyle bir ihtiyaca gerek yok diyenlerin bir kaç dakika ayırarak çevrelerindeki LinkedIn profil sayfalarına göz atmalarını öneririm..

Unutmamak lazım ki; internetin ulaştığı noktada, gerek yaygınlık gerekse hayatımızın içerisinde yer alışı itibari ile; her bir birey, temsil noktasında bir markadır diyebiliriz. Facebook, Foursquare ve Twitter gibi sosyal profillerimizden, kişisel blogumuz hatta eposta adreslerimize kadar, birey olarak global bir vitrinde sergileniyoruz.

Durum böyle olunca ev hali ile sokak arasını nasıl birbirinden ayırıyorsak, markamız olan kendimizin konumlandırması için de biraz özen göstermek gerekiyor…
Peki nasıl?

Basitçe, firmanız adına dikkat etmeniz gereken genel prensipleri kendiniz için de uygulamakla başlayabilirsiniz. Müşterilerinize ve potansiyel müşterilerinize kaynağı ve doğruluğu belli olmayan haberleri yaymak istemezsiniz. Şirketinizin, şirket içi kalması gereken konularını nasıl dışarıya ilan etmiyorsanız; kişisel, özel konuları da paylaşırken aynı hassasiyeti göstermelisiniz. Koyu bir taraftar olabilirsiniz ama özel ya da stadyumda kalacak/kalması gereken görüşlerinizi LinkedIn profilinizde paylaşmamalısınız.

Paylaşımlarınız karakteriniz hakkında ipuçları verir.

Mizah iyidir, sululuk değil.
Eleştiri makuldür, alay değil.
Olaya bir de diğer perspektiften bakacak olursak;
Hep olumsuzundan ele aldığım, bu mecraların büyük bir imkan olduğundan da bahsetmek lazım. İki sayfaya sığdırmanız gereken küçük bir CV dosyasından ziyade, artık kişisel ¨Zaman Tüneli¨nizde (Timeline) ve küçük ama şahsi medyanızda kendinizi ifade edebiliyorsunuz.

“Bireylerin de kendilerini markalaştırmaya ihtiyacı var …. Uzmanlık alanınız her ne ise, insanların uzmanlık alanınızı düşündüklerinde akıllarına SİZ gelecek adımları atabilirsiniz.”

- Accelepoint Webzine

Neler yapmalı?
  • Alanınızı belirleyin. İnsanlar kişisel olarak size baktıklarında aslında nelerle ilgilendiğinizi ve hangi konularda uzman olduğunuzu görecekler. Hem ilgi çeken, hem uzman biri olarak kendinizi konumlandırmalısınız.
  • Değer üretin. Kendinizi markalaştırdığınızda ürün siz olacaksınız. Yetenekleriniz, uzmanlığınız ve yaptıklarınız sizi değerli kılan servisleriniz olacak.
  • Doğru bağlantılar kurun. Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.
  • Öğrenin. Eğlenmek için güzel, ama öğrenmek için daha güzel bir bilgi akışı var. Eğlenceye fazla dalıp, değerli içeriği kaçırmayın.  
  • Artık herkes her şeyini paylaşıyor diye düşünmeyin. Siz markanızı temsil ediyorsunuz. ¨Özel¨ olmanız gerektiğini de unutmayın.
“Daha fazla kendiniz olun, daha az herkes.”

Son söz:
Paylaşmanın dayanılmaz cazibesine kapılmamak lazım. Bazen çok deneyimli insanların bile, bu cazibeye kapılmalarından ötürü ¨gözümüzde fazla büyütmüşüz¨ cümlelerine maruz kaldıklarını gördüm, görüyorum..

 “Biliyorsan konuş alim sansınlar. Bilmiyorsan sus adam sansınlar.”

- Atasözü

Bilgi’nin başarıya dönüşmesi için “uygulama”.

Genel bir kural olarak, yaşamdaki en başarılı insan, en iyi bilgiye sahip olandır.

-Benjamin Disraeli

Eskiden bilgiye ulaşmak zordu, en büyük değer bilgi idi. İster yöntemler, ister tanımlar olsun bilgiyi elde eden başarıya ulaşmak adına en önemli avantaja sahip olabiliyordu.

Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?

-Zümer, 9.

Bugün ise internet çağı ile geldiğimiz noktada bilgi, herkes tarafından ulaşılabilir, bedava ve 7 gün 24 saat insanlığın hizmetinde.

  • -Yemek yapmak için tarifler
  • -Kilo vermek için diyetler
  • -İş kurmak için adım adım yapılması gerekenler
  • -Para kazanma rehberi
  • -Ders notları
  • vb

10 derste kız tavlama sanatı 80′li yılların sonunda bayilerin Best Seller’ı değil miydi?

Peki neden her elmalı turta tarifini bilenin turtası yenmez? Ya da sigaranın sağlığa zararını bilip, bırakmaya karar veren bırakamaz? Burada anlatmak istediğim -annesinin “terliyken su içme” nasihatine kulak asmayan değil- bir hedefi olan, hedefine ulaşmak için bilgiyi kullanan ama istediği sonuçları elde edemeyenlere yardımcı olacak “uygulama” aksiyonun önemi.

Almanca’da bilgi kelimesini karşılayan iki kelime vardır biri: Wissen: kitaptan öğrenilen bilgi, diğeri Erfahrungdeneyimden gelen bilgi. Kitaptan öğrenmek ile deneyimden öğrenmek arasındaki ince çizgi de uygulamaktan geçiyor. Patenle nasıl kayıldığını bilmek ile paten kaymak arasında inanılmaz bir uçurum var..

Bakmakla öğrenilseydi kediler kasap olurdu.

-Atasözü

Uygulama aksiyonunun başarı getirmesi için bir kaç kavramsal yaklaşımın daha yardımına ihtiyaç var, bunlar:

Karar – niyet arasındaki fark: Karar bir niyetle başlar ama niyet bir başlangıç noktası değildir.

Karar – kararlılık arasındaki fark: Karar vermenin vazgeçmekle sona ermemesi için kararlılık anahtar kavramdır.

Hedef – gaye/amaç arasındaki nüans: Hedef ulaşılmak istenen nokta ise gaye/amaç o noktaya ulaşmayı hayatının sebebi yapmaktır.

Hazlar: Zamanla alışkanlıklara dönerler, alışkanlığa döndüğünde verdiği haz azalır.

Alışkanlıklar: Başarısızlıkla başarı arasında, nerede konumlanılacağına etki eden en önemli unsurlardandır.

Mükemmellik tek bir davranış değil bir alışkanlıktır. İnsan tekrar tekrar yaptıklarından ibarettir.

-Shaquille O’neal

Aksiyon: Bilmek ile yapmak arasındaki fark davranmaktır.

İrade: Kararlılık sergilemek için sahip olmak gereken iç özelliğidir.

Motivasyon: Tüm dürtüleri sergilemek için bazen zordan doğan bazen de dışarıdan aldığımız yakıcı ateş.

Tercihler: Alışkanlıklarımın esiri mi olacağım? Öğrendiklerimi uygulayacak mıyım? Zararını bilmeme rağmen bildiğimi mi okuyacağım? Her zaman iki tercih vardır; biri kolaydır ve tek mükafatı kolay olmasıdır.

Disiplin: Tercihlerin ”doğru” olandan yana sergilenmesi için gereken iç kontrol.

Futbol basit bir oyundur, en zor olan futbolu basit oynamaktır.

-Johann Cruyff

Sorumluluk: Kendinize, ailenize, çevrenize ve insanlığa olan sorumluluğunuz.

Bütün bu kavramlar üzerinde tek tek durulduğunda nüansların başarıya ulaşmada küçük detaylar olmaktan çıkıp ana belirleyiciler olduğuna hayret edeceksiniz. Gerçekten de bir işin olmazsa olmazları arasında sayılmayan bir çok küçük(!) şey başarısızlıkla başarı arasındaki çizgiyi çiziyor. Bilmek ile yapmak arasındaki fark davranmaktır sözünü yukarıda yazmıştım. Doğru uygulama ise davranmanın başarıya ulaştırmasını sağlıyor.

Danışmanlık üzerine: A.B.D.’de danışmanlık ve eğitimler üzerine ne kadar para harcandığını konuştular ($60 milyar yıllık). Ardından şu soruyu sordular, “Bütün bu harcanan para ile, neden firmalar kendilerine öğretilenleri yapmıyorlar?”. Çok meşhur tanımlamaların sürekli konuşulduğu ama hiç uygulanmadığını ortaya koyan üzücü bir yanıt ortaya çıktı.

İnsanlar her zaman sorunların yanıtını karmaşık çözümlerde ararlar (‘çok çaba harcandı, o halde iyidir’ ve ‘kimse bunun aynısını yapamayacak’). Basit çözüm ise gözardı edilir. Başarılı insanlar/şirketler genellikle basit felsefelere sahiptir. İnanın rakibinizle aranızdaki tek fark kim uyguluyordadır.

Gerçek büyük kabiliyetler, mutluluğu uygulamada tadarlar.
-Johann Wolfgang von Goethe

 

Hedeflere ulaşmak için 30 gün kuralı.

Hep yapmak istediğiniz, düşlediğiniz… ama bir türlü gerçekleştiremediğiniz bir şeyler var mı? Matt Cutts’ın tavsiyesi: 30 gün deneyin.

Bu kısa, aydınlatıcı video hedeflerinizi oluşturmak ve onlara ulaşmak için hoş bir ilham kaynağı olabilir. Bizim kültürümüze pek yabancı değil aslında; malum bizde de “40 gün” kuralı oldukça yaygın bir inanıştır.

İyi seyirler..

Bir CEO’nun işi

Bir girişimde (özellikle başlangıçta) her iş zordur: yeni bir ürün geliştirmek zordur, yeni bir ürün pazarlamak zordur, yeni bir ürün satmak zordur. Fakat hiç bir iş CEO’nun işi kadar zor değildir. Peki başarılı bir girişimin CEO’su neye odaklanmalı?

Andreessen Horowitz’den CEO’ları değerlendiren güzel bir yazı: http://goo.gl/Fuij

Sosyal Medya’da geçirilen vaktin %56′sı boşa harcanıyor.

George Colony’nin blogunda yaptığı tek soruluk anket sonucuna göre kullanıcılar Sosyal Medya’da geçirdikleri zamanın %56′sının boşa gittiğini ve Colony’nin sosyal medyanın geleceğine dair ¨daha hızlı, daha etkili, daha filtrelenmiş ve daha özel dolayısı ile değer/zaman oranlamasının¨ yeni düzen haline geleceği ön görüsünü desteklediğini belirtmiş.

Eskiden tanımadığınız biri isminizi sorsa söylemeye çekindiğiniz halde bugün en özel fotoğraflar dahi çekinmeden yayınlandığı düşünülürse gelecekte bir dönüşümün olacağını kestirmek gerçekten güç olmasa gerek.

Bu işin en önemli kısmı verimlilik, gerçekte ne kadar fayda sağlanıyor yoksa dipsiz bir girdap içerisinde zaman mı öldürülüyor? Bu soruların yanıtlarını aradıkça ve daha fazla mecrada soruldukça yandaki uyarı levhalarına ihtiyacımız olmayacağını düşünüyorum..

 

 

 

*Yürürken dikkatli olun. Facebook güncellemeniz bekleyebilir.

 Scroll to top